Analizler ve Çalışmalar

Türkiye’de koronavirüsün ekonomik ve finansal etkileri

İlk koronavirüs vakasının açıklanmasından (11 Mart) birkaç hafta sonra Türkiye, faaliyetlerindeki yavaşlama ile karşılaştı. 2019'un dördüncü çeyreğinde 2018'in dördüncü çeyreğine göre % 6 büyüme görülmüş ve 2020 yılının ilk iki ayında, muhtemelen yürütmenin istediği seviyeye (%5) yakın bir büyüme hızını önceden göstermişti. İç ve dış talepteki yavaşlama, faaliyetin daralmasına neden olacaktır. 2018'in ikinci yarısındaki durgunluk nedeniyle zayıflamış olan Türkiye, bu yıl karşılaşılacak zorluklarla yüzleşmek için çok hassas bir konumdadır.

Türkiye 2020’de resesyona girecek

2020 yılında yürütme tarafından belirlenen %5 büyüme hedefi artık geçerli değil. 2019'un 4. çeyreğinde yıllık % 6 büyüme kaydedilirken, 2020 yılının ilk iki ayında yürütmenin öngördüğü seviyeye (yani %5) yakın bir büyüme görüldü. Global talebin düşüşü, özellikle bir yandan Türkiye'nin ana müşterilerinin (AB, Çin), diğer yandan ekonomik faaliyetin önemli bir kısmının (Türkiye’nin GSYİH’sinin %13'ünü oluşturan turizm sektörü, inşaat, ulaştırma, perakende vb.) virüsün yayılmasını sınırlamak için uygulanan önlemlerin ardından hemen hemen durması, bu yıl GSYİH üzerinde çok olumsuz etki yaratacaktır. Bu nedenle, 2020'nin 2. çeyreğinde % 12 ila % 16'lık daralma bekleniyor.

Öngörme durumu karmaşık olup, projeksiyonların genişliği çok yüksektir. (IMF, 2020'de %5'lik daralma öngörmektedir) Bu bakımdan, bir yandan krizin yoğunluğuna ve süresine bağlı varsayımlara, diğer yandan az ya da çok yavaş iyileşme senaryosuna ve son olarak da sağlık krizini yönetmek ve hanehalkı ve işletme gelirleri üzerindeki etkilerini azaltmak için yürütmenin uygulamalarına bağlıdır. Aslında, faaliyetin durması ne kadar uzun olursa, üretim kapasitesi ve sosyal ortam üzerinde o kadar fazla olumsuz etkisi olacaktır.

Ancak mali çevreler, Türkiye ekonomisinin toparlanma kapasitesinden emindir. Birincisi, yürütme bugüne kadar, genel karantinaya gitmemiş veya şirketlerin faaliyetlerini durdurmamıştır (eğlenceye yönelik sektörler hariç - restoranlar, barlar, vb.). Bu bağlamda, çalışanların yaklaşık % 50'si hala aktiftir. İkincisi, büyük şirketler henüz ekonomik yavaşlamadan çok fazla yakınmıyor gibi görünüyor. Nadir istisnalar dışında, hala yeterli likiditeye sahip olacaklardır. Son olarak, Türkiye ekonomisi geçmişte dayanıklılığını ve güçlü toparlanmalarını göstermiştir. (aşağıya bakınız). Nihayetinde, 2020'nin 2. ve 3. çeyreğinde faaliyetin 2019'un aynı çeyreğinden önemli ölçüde daha düşük olması durumunda, 4. çeyrekte istikrar beklenebilir.

Devlet bütçe araçları göründüklerinden daha sınırlı

Türkiye ekonomisinin güçlü bir noktası olarak sunulan devletin düşük borcu, manevra için çok fazla alan sağlamıyor. Kamu borcu ve kamu açığı 2019 yılında GSYİH'nın sırasıyla sadece % 33'ünü ve % 2,9'unu oluşturuyor. Ancak devletin mali kaynakları, borçların finansal yükleriyle artışla başa çıkmak için yetersizdir. 2019 yılında hükümet, tahvil ihraçlarının vadesini azaltarak ve daha uygun oranlardan yararlanmak için para birimi sorunlarını kullanarak borç maliyetindeki artışı bir ölçüde tutabildi. Ancak, öngörülebilir bütçe harcamalarındaki artış, mali kaynaklardaki azalma ve özellikle de mali piyasalardaki risklerin artışıyla bu strateji sınırlarına ulaşacaktır. Borçta artış mümkün olmakla birlikte, 2019 yılına göre önemli ölçüde daha yüksek maliyetle olacaktır. 10 yıllık devlet tahvil faiz oranı 258 baz puan (%14,58) olurken, merkez bankasının politika faiz oranı 225 baz puan (%9,75) düştü. Benzer şekilde, 5 yıllık CDS, 2018 yazının sonunda görülen seviyeye yakın, döviz krizini yansıtan yaklaşık 600 bpd'ye ulaşırken, uluslararası finansal piyasaların Türk borçlarına olan güvensizliği ve maliyetine etkisi bu durumda etkili oldu.

Yürütme tarafından ilan edilen (şu anda iki katına çıkmış olan) 14 milyar Euro'luk plan zor değildir. Açıklanan tedbirler esas olarak işletmelerin ve hanehalklarının nakit yüklerini hafifletmeyi (örneğin vergi ve borçlarda erteleme) hedeflemektedir. Sağlık krizinden en fazla etkilenen sektörlerde (turizm, hava taşımacılığı) etkileri azaltmayı amaçlamaktadır. Bu çok kısa vadeli tedbirler yetersizdir. Sosyal koruması çok düşük olan ülkede, hem sektörlere göre faaliyetleri %80'e kadar azalmış şirketleri desteklemek hem de hanehalkı gelirlerindeki düşüşü dengelemek için gerçek anlamda ekonomik hayatta kalma planına ihtiyaç duyulmaktadır. 4,5 milyon işsiz (çalışan nüfusun %13,7'si) ve kabaca eşdeğer sayıda mülteci ile, sosyal gerilimlerin önlenmesine ve bütçeye yönelik devlete olan baskı ön plana çıkmaktadır.  

Ancak, tek başına devlet böyle bir maliyeti üstlenemez. Kısmen bu nedenle Türkiye, seyahati yasaklamak ve ticari faaliyetlerini durdurmak için zorlayıcı önlemler uygulamamıştır: Devletin, siyasi kararlar nedeniyle işini kaybedecek olanları tazmin edecek araçları bulunmamaktadır. Muhtemelen bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan, en yoksullara yardım etmek için ulusal bağış toplama kampanyası başlatmış ve böylece devletin sınırlı yeteneklerini vurgulamıştır. Sonuç olarak, yürütme ikilemle karşı karşıyadır: Karantina önlemlerinin güçlendirilmesi çok önemli acil bütçe etkisi yaratacaktır, ancak uygulamalarının ertelenmesinin sağlık ve ekonomik maliyetleri olacaktır. (daha yavaş iyileşme, daha yüksek sağlık maliyetleri, vb.)

Merkez Bankası her zamankinden daha fazla baskı altında

Merkez Bankası’nı yönlendirmek çok hassastır. İlk olarak, geçen Temmuz'dan itibaren TCMB’nin başkası tarafından yönetilmesi ve aşırı uzlaşmacı para politikasının uygulanması nedeniyle, politika faiz oranı 10 ayda % 24'ten 8'e düşerken, geçen yıl sonundan bu yana reel faiz oranı negatif olmuştur. Para otoritesinin güvenilirliği çok zayıf hale gelirken, bu da eyleminin kapsamını azaltacaktır. Aynı şekilde, yürütme tarafından gerçekleştirilenler (2019'da yaklaşık 10 milyar Euro’luk kar ve rezervlerin transferi) TCMB’nin eylem araçlarını zayıflatmıştır. Sonrasında, krizin doğası temel para politikası araçlarını (özellikle repo oranı) muhtemelen normal zamanlardan daha az etkili hale getirmiştir. Gerçekten de, faiz oranlarının ve dolayısıyla bankalara fatura edilen likiditenin fiyatının kontrol edilmesi, iç talepteki (tüketim ve yatırım) genel düşüş durumunda kesinlikle daha az etkiye sahip olup, bu nedenle kredi talebi yoktur. Faiz oranlarının önemli ölçüde azaltılması kredi talebindeki artış üzerinde çok az etkiye sahip olacaktır. Bununla birlikte, Merkez Bankası ile bankalar (döviz sağlayan ve yerel para alan bankalar) arasında swapları teşvik etmeyi amaçlayan seçici parasal genişleme tedbirleri, kurdan 125 baz puan daha düşük faizlendirilmiştir. Aslında, ağırlıklı ortalama yeniden finansman oranı ana politika faizinden neredeyse 50 baz puan daha düşüktür. (%9,75'e kıyasla %9,27)

Son olarak, Merkez Bankası büyük olasılıkla devletin borçlarını satın alarak mali çabalarını destekleyecektir. Açıklanan son önlemler arasında, bilançosunun % 5'ine kadar, para politikası işlemleri bağlamında devlet tahvili ve diğer menkul kıymetlerinden farklı bir mekanizmadır. Kuşkusuz, bu tür önlem diğer merkez bankalarında (özellikle AMB, FED) uygulanmaktadır, ancak fiyat sapmasının kontrol edilmediği bir bağlamda Türkiye'ye müdahale etmektedir. (Mart 2020'de TCMB’nin yıllık enflasyon hedefi %5 iken %11,9) Bu alımların uygulanması büyük olasılıkla ülkede enflasyonu hızlandırma etkisine sahip olacaktır. Bununla birlikte, iç piyasa yüksek maliyet ödemeyi kabul etmek dışında, devletin borcunu finanse etmek için uluslararası finansal piyasalardan daha büyük olanaklar sunmaktadır.

Döviz piyasası üzerindeki baskılar tekrar güçleniyor. Suriye'nin kuzeydoğusundaki savaş durumu, 2019 sonbaharından bu yana para otoritesi tarafından başlatılan para birimi desteğini daha iyi hale getirmişti. Hiçbir şey, para biriminin düşüşünü (bu aşamada kontrol edilir) durduramaz gibi gözüküyor. Değer, her gün 2018 yazının sonunda ulaşılan düşük seviyesine biraz daha fazla yaklaşıyor: 1 € / 7,60 TL, Ağustos 2018’de söz konusu oran 1 € / 7,92 TL idi. Türk Lirası bir dizi uluslararası faktörden (gelişmekte olan ülkelere yatırımcı güvensizliği, “kaliteye uçmak” fenomeni) değil, aynı zamanda kendine özgü faktörlerden de etkilenmektedir. Bunlar, TCMB’nin güvenilirliği ve bağımsızlığı, para politikası döviz rezervleri düzeyinde çok agresif, yapısal zayıflık ve TCMB’nin para birimini savunma yeteneğidir. Gerçekten de, hangi kriter kullanılırsa kullanılsın döviz rezervleri düşüktür. Bununla birlikte, ülke bu yıl ne turizme bağlı döviz kazançları, ne de doğrudan yabancı yatırımlardan istifade edemeyecek iken, cari işlemler dış ticaretteki bozulma nedeniyle yeniden derinleşecek.

Bu çerçevede, Türkiye'nin asıl Aşil tandonu olan dış borç (2019'da GSYİH'nın %58'i ve kısa vadeli dış borç 123 milyar Dolar) ana odak noktası olmaya devam ediyor. Uluslararası piyasalar kesinlikle kapalı olmayıp, yerel borcu desteklemek için yeni piyasa söylentilerinin kamu bankaları aracılığıyla döviz satışlarına işaret ettiği bir zamanda dış borcu yeniden finanse etme maliyeti önemli ölçüde daha yüksek olacaktır. Özellikle, düşük net döviz rezervleri seviyesi (yaklaşık 1,5 milyar Dolar). Merkez Bankası'nın bu brüt döviz rezervlerinin seviyesini artırmasına izin verecek ticari bankalarla takas işlemleri uygulama kararı, ana yeniden finansman aracına (haftalık repo oranı) 125 baz puandan daha düşük oran uygulaması acil önlem olarak yorumlanabilir. Merkez Bankası bu takas mekanizmalarını giderek daha fazla kullanmaktadır. (swap tutarı Şubat 2019'da 1,1 milyar Dolar’dan Şubat 2020'de yaklaşık 26 milyar Dolar’a gelmiştir) ve bu işlemleri çok daha düşük oranda faturalandırmaktadır. (6 aylık swaplar için %8,5, haftalık repo işlemleri içinse %9,75) Bankacılık sistemindeki yüksek mevduatların Dolarlaşma oranı (% 50'nin üzerinde), hanehalkı ve işletmelerin bankacılık sisteminin sağlamlığına güvenmesi ve önemli ölçüde para çekme işlemi yapmaması durumunda hala manevra alanı sağlamaktadır.

Sağlık krizinin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi hızlanmaktadır. Ana müşterilerden gelen talep yavaşlaması (öncelikle AB) ve ülkedeki faaliyetin bir kısmının durdurulması en azından ikinci çeyrekte üretimde düşüşe neden olacaktır. Bununla birlikte, siyasi otoritelerin salgının yayılmasını sınırlamak için zorlayıcı önlemler almakta yavaş olduğu için iyileşme hızı belirsizdir. Ancak krize Avrupa'nın 3 hafta gerisinde ve kısmi sınırlama stratejisiyle girmiş olan Türkiye, bu krizden sonradan çıkacaktır. Ayrıca, bugüne kadar açıklanan, orta derece kabul edilen önlemler, hem bütçe hem de parasal açıdan devlet eyleminin sınırlarını yansıtmakta olup, bu araçlar 2019 yazından beri ekonomik büyümeyi teşvik etmek için zaten kullanılmaktadır.

 

Kaynak: Fransa Büyükelçiliği Ekonomi Servisi – 04.05.2020

 

DAHA FAZLA HABER

Share on FacebookShare on TwitterShare on Linkedin
Close

Les Nouvelles de la Chambre