LES RDV DE L’ÉCO – İstanbul'un Üçüncü Köprüsünün İşletme Sorumlusu Arnaud Carchon ile Röportaj

www.lepetitjournal.com/Istanbul ile Türk-Fransız Ticaret Derneği (CCFT) arasında Ekim 2009’da doğan işbirliği çerçevesinde gerçekleştirilen söyleşidir. Her ay, www.lepetitjournal.com/istanbul ve www.ccift.com mecralarında ve CCFT’nin aylık bülteni "Les Nouvelles de la Chambre" da bir kuruluşun veya girişimcinin portresi yayınlanmaktadır
Size Eyfel kulesinden bile yüksek olan bir köprüden bahsetsek, dünyanın en geniş köprüsü desek aklınıza ne gelir? Elbette yakın zamanda açılışı yapılan, İstanbul Boğazı üzerinden Avrupa'yı Asya'ya bağlayan üçüncü köprü olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Lepetitjournal.com İstanbul ofisi, bu köprünün ve 110 km’lik ücretli geçiş yollarının işletmesinden sorumlu olan ICE'nin genel direktörü Arnaud Carchon ile görüştü.
Lepetitjournal.com Istanbul: Bize kariyerinizden bahseder misiniz? Bu noktaya gelene kadar çalıştığınız pozisyonlar neler?
Arnaud Carchon: Ben mühendislik eğitimi aldım. 14 yıldan fazla süredir de yol ve otoyol sektöründe çalışıyorum. Bu alandaki ilk işim Egis'in mühendislik ve danışmanlık bölümündeydi. Bu iş çerçevesinde çeşitli görevlerim gereğince 7 yıl boyunca farklı kıtalarda, Avrupa'da, Afrika'da, Asya'da, Orta doğu'da çalıştım. Bu süre boyunca araştırma mühendisliğinin yanı sıra çeşitli işin ticaret yönüyle de ilgili çeşitli pozisyonlarda yer aldım. Daha sonra, Vinci grubunun otoyollardan sorumlu şirketi olan Cofiroute'un uluslararası departmanında çalışmaya başladım. Bu pozisyondayken yaptığım önemli çalışmalardan biri, Rusya'da Moskova - Saint Petersburg otoyolu projesinin ilk safhalarında yer almaktı. Bu proje sayesinde otoyol işletme düzenlemesi alanını keşfettim. Daha sonra Cofiroute'un İngiltere şubesinin genel direktörlüğüne getirildim. Şirketimiz, İngiltere ile Galler arasındaki iki büyük köprünün paralı geçiş yollarının işletiminden sorumluydu. Bu görevim esnasında köprülere olan ilgim arttı. Aynı anda, 2016 yılına dek İrlanda, İngiltere, ABD ve Umman'da çeşitli projelerde de görev aldım. 14 seneden fazla bir süre sadece uluslararası planda çalışsam da, işim hep Paris merkezliydi ve Fransa içinde seyahat etmemi gerektiriyordu. Bu nedenle bir süre sonra ilk defa ailemle beraber yurt dışına giderek başka bir ülkede çalışma ihtiyacı duydum. Karşıma, Egis bünyesinde İstanbul'da bu projede çalışma fırsatı çıktı. Nisan 2016'dan beri buradayım. Eşim ve çocuklarım ise Ağustos ayında yanıma geldiler.
İstanbul'da üçüncü köprünün ve ücretili yollarının işletmesini yürüten ICE'nin genel direktörüsünüz. Bu şirketi nasıl tanımlardınız?
ICA köprünün ve otoyolun işletiminde hak sahibi şirket. Türk devleti ile inşa aşamasından itibaren on yıllık işletme ve bakım haklarını içeren bir anlaşma içinde. Bu projenin finansmanını üstlenmiş durumda. Bu sistem Fransa'daki tüm ücretli otoyolların yapım ve işletiminde de bu şekilde işler. ICA önce köprünün ve otoyolun inşası için taşeron bir firma ile anlaştı. Daha sonra da başka bir alt mukavele ile köprünün işletimini, Türk İçtaş grubu ile Fransız Egis grubu ortaklığında kurulmuş, yönetimini benim üstlendiğim ICE şirketine devretti.
Bu şirketin üstlendiği işler, büyüklüğü, kısa ve uzun vadeli hedefleri nelerdir?
Rolümüz, İstanbul'un üçüncü köprüsünün ve bu köprünün sembolü olduğu projenin bir parçası olan 110 km uzunluğundaki otoyolun işletimini üstlenmek. Söz konusu yolların yaklaşık yarısı Avrupa, diğer yakası ise Anadolu yakasında bulunuyor. İlk görevimiz otoyolun güvenliğini sağlamak. Bu amaçla, kaza durumlarında müdahalede bulanacak ve bizim kontrol merkezimiz ve acil durum müdahale hizmetleri ile iş birliği içinde çalışan devriye ekipleri oluşturduk. Yol üzerinde, yol işaretlerinin varlığından emin olarak ve bir kaza olduğunda yol üzerindeki sürücüleri çeşitli yöntemlerle, örneğin çeşitli uyarılar içeren yol panolarıyla uyararak otoyolun kullanıcılarını korumamız gerekiyor.
Aynı zamanda tehlikeli maddelerin geçişinin kontrolünü sağlamak da sorumluluklarımız arasında. Bunu köprü üzerinde bulunan iki refakat konvoyu ile yapıyoruz Üçüncü köprü açıldığından beri, tehlikeli madde taşıyan araçların birinci ve ikinci köprülerden geçmesi yasaklandı. Bu nedenle bu tür maddeler taşıyan tüm araçlar bizim köprümüzü kullanıyor. Mallarını kontrol etmek de bizim görevimiz. Sorumluluklarımız arasında köprünün, otoyolların, viyadüklerin, peyzaj düzenlemelerinin, yeşil alanların ve muhtelif yol ekipmanlarının bakımı da yer alıyor.
Bir otoyolun işletimi planlı çalışmalar kadar acil durumlarda gereken hızlı tepkileri de içeriyor. Olası sorunları önceden kestirmeye çalışmak, otoyol üzerindeki trafiği etkileyen büyük, beklenmeyen bir olay olması durumunda hızlı tepki vermeye de hazır olmak gerekiyor.
Taşeron şirket olarak, anlaşmamız sabit bir ücret ve üzerine performansımıza bağlı olarak değişen bir miktardan oluşuyor. Başarılı olma kriterimiz projenin işletimini olabilecek en etkili şekilde gerçekleştirmek ve müşterilerimiz için verimli bir hizmet sağlamak. Bunun sırrı ise şirket içi kaynaklarımızı en uygun hale getirmek ve başka şirketlerle çalışmayı gerektiren durumlarda akıllı seçimler yapmak.
Sekiz şeritli bir otoyoldan ve ortalarında bulunan iki ray hattından oluşan bu köprü türünün dünyadaki en büyük örneği. Köprüde henüz tren geçişi yapılmıyor. Şu anda demir yollarının bakımının gerektiği şekilde yapılması da bizim sorumluluğumuz. Trenler çalışmaya başladığı zaman da, beklenmedik durumlarda demir yollarının işletiminden sorumlu olan şirketle işbirliği yapacağız.
Köprü yalnızca 26 Ağustos'ta açılmış olduğundan ve henüz yapılandırma ve düzenleme aşamasında olduğumuzdan bir değerlendirme yapmak için çok erken. Dahası, henüz ilk kışımızı geçirmedik. Köprünün kış koşullarında da güvenli olduğundan ve düzgün işlediğinden emin olmak da sorumluluklarımızın bir parçası. Amacımız, kar yağmadan önce yollara tuz serperek önlem almak, kar yağdığı zaman da yol temizleme çalışmaları yapmak. Bunu gerçekleştirmek için yüksek bir bütçe, birçok araç ve personal gerekiyor. Toplamda 400 elemanımız var. Çalışanlarımızın yarısından fazlası yol ücretlerini alma işleminde çalışıyor. Bu 7 gün 24 saat devam eden bir iş. 24 saatlik bir iş için günde 5 eleman gerekiyor.
Türkiye'deki araba kullanma alışkanlıklarının Avrupa'ya göre daha kuralsız ve düzensiz olduğu bilinir. Bu durum sizin çalışmanızı nasıl etkiliyor?
Ne yazık ki otoyol üzerinde çok daha fazla olay yaşanıyor. Avrupa'da olduğundan çok daha fazla sayıda araba bozuluyor. Bunun nedeninin, arabaların çoğunun Avrupa'dakilere oranla daha az bakım görmesi ve çoğunun daha eski olması olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda genel olarak daha fazla kaza yaşanıyor. Bu kaza durumlarının yönetilmesi de bizim sorumluluklarımız içinde. Başka yerlerde çok daha az rastlanan riskli davranışlarla karşılaşıyoruz. Örneğin otoyol üzerinde yürüyen ya da bisiklete binen insanlar oluyor. Durup yolcu alan dolmuşlar da cabası. Bunun nedeni de ülkedeki toplu taşıma alışkanlıkları nedeniyle çoğunlukla bu tür araçların yolcu almak için istedikleri her yerde duruyor olması. Türkiye'deki trafik alışkanlıkları bizim için gerçek bir sorun oluşturabiliyor.
Fransız Egis grubunun bir parçasısınız. Egis Türkiye'deki faaliyetlerine ne zaman başladı? Burada başka ne tür projeleriniz var?
Egis Türkiye'de 2016 yılında çalışmaya başlayacak üç otoyol projesinde taşeron olarak yer alıyor. Bunlar İstabul'daki üçüncü köprü ve bağlantılı otoyollar, Gebze-İzmir otoyolu ve Aralık'ta açılacak olan Avrasya tüneli. Bu üçü, Egis'in Türkiye'de yürüttüğü ilk projeler. Aynı zamanda da Türkiye'de özel şirketler tarafından işletilen ilk otoyollar olma özelliğini taşıyorlar. Bu nedenle çalışanların eğitimi için de önemli bir çaba harcanması gerekiyor. Egis ofisi, Ankara'daki mühendislik ve danışmanlık departmanı aracılığıyla aynı zamanda Türkiye Ulaştırma Bakanlığı için çoklu modelli bir toplu taşıma planı üzerinde çalışıyor. Bu üç proje de birkaç ay arayla trafiğe açılacağından bu yıl daha çok ülkedeki faaliyetlerimizi oturttuğumuz yıl olacak. Ancak yakın zamanda yeni, büyük projelere başlayacağız.
Türkiye'de yönetici olmak nasıl bir şey?
Birçok farklı ülkede çalıştığımdan uyum sağlama konusunda başarılı olduğumu düşünüyorum. Ancak Türkiye'ye özgü bazı zorluklar olduğu da doğru. Altı aydır burada hâlâ alışma sürecindeyim. Türkiye muhtemelen deneyimlediğim ülkeler içinde en zor olanlardan biri. Karşılaştığım zorluklardan biri dil engeli. Elbette dil beraberinde görünmeyen birçok simgeyi ve kültürel göstergeleri de getiriyor. Yöneticilerimiz dışında çalışanlarımızın çoğu ne İngilizce ne de Fransızca biliyor. Bizim işimizde prosedürler çok önemli. Burada hepsinin Türkçe yazılması gerekiyor.
Yöneticilik açısından da insanın yöntemlerini gözden geçirmesi gerekiyor. Burada, Avrupa'dakinin aksine, verilen talimatların çok açık ve kesin olması gerekiyor. Bir talimat vermek için dolaylı sözler kullanmak ya da üstü kapalı olmak hiçbir işe yaramıyor. Burada kontrol de önemli.
Aynı zamanda insanların işlerini sık sık son ana bıraktıkları bir iş kültürünün içine girdim. Halbuki bizim işimizde planlamanın ve öngörünün büyük önemi var. Elbette bu iş kültürün olumlu bir tarafı, otoyolda bir kriz durumu ortaya çıkması durumunda çevremde anında çözümler üretebilen ve büyük bir iş birliği ve yardımlaşma içinde hareket edebilen bir sürü iş arkadaşım oluyor.
Başka bir sorun da buradaki çalışanlarımızın, Avrupa'da çalışanlar kadar esnek olamamaları. Avrupa'daki projelerde çalışanlar genellikle yakın bölgelerden seçilir ve acil durumlarda nöbet sistemiyle çalışır. İstanbul'da böyle bir düzen oturtmak o kadar kolay değil. Çalışanlar işe gelmek için bir servis sistemi kullanıyor. Bu nedenle, özellikle kar yağışı riski olan kış aylarında, sonradan hiç kar yağmasa da, çalışacak ekipleri önceden belirlemek gerekiyor. Ancak farklı bir kültürü olan bir ülkede çalışmak aynı zamanda çok da hoş bir deneyim.
Söyleşiyi yapan Éric Taver et Solène Permanne (www.lepetitjournal.com/istanbul) - 24 Kasım 2016
Türkçe çeviri : Kardelen Kala