ECTI Dernek üyeleri ile buluşuyor (09/03/2010)
Geçen 10 Mart tarihinde Ramada Plaza Otelde 15 kişinin katılımı ile yapılan kahvaltılı çalışma toplantısında üyeler ECTİ Derneğinin Türkiye sorumlusu Sayın Claude BOUNATIROU ile tanışıp sohbet ettiler. (http://www.ecti.org).
ECTI Fransa’nın en eski ve en önemli gönüllü senyörlerin Derneğidir. Çok çeşitli ekonomik konular ve 5000 civarında teknik uzmanlıklar içinde uzun yıllar çalışmış, eski şirket sorumlusu ve teknisyeni olan yaklaşık 3000 civarında emekli olmuş yüksek seviyeli kadro tespit edilmiştir. ECTI’nin hedefi, bu uzmanlıklarını her türlü şirket ve kuruluşların hizmetine sunmak, onların gelişmelerinde ki ve de Fransa’da veya Avrupa’da yapacakları ortak arayışlarında ki her etapta yanlarında olmaktır.
ECTI Istanbul, Ankara & Izmir’deki temsilcileri ile Türkiye’de bir çok etkinliklere imza atmaktadır.
Daha fazla bilgi için :
M. Claude BOUNATIROU (ingilice konuşur), Tel : +33 1 41 40 36 61/62/63,
E-mail : mideast3@ecti-vsf.org

Derneğimizin 125. yıl Gala Gecesi : Sayın Anne-Marie Idrac’ın huzurlarında güzel bir başarı
Türk Fransız Ticaret Derneğinin 125. yıl Gala Gecesi, katılanlar ve düzenleyenler tarafından büyük bir sükse olarak değerlendirildi. 25 Şubat’ta The Marmara Otelinde Fransa Büyükelçisi Ekselansları Sayın Bernard Emié’nin yüksek himayelerinde ve Türkiye’de resmi bir ziyaret için bulunan Fransa’nın Dış Ticaret Bakanı Sayın Anne-Marie Idrac’ın huzurlarında gerçekleşen bu gala gecesine 240 kişi katıldı,
Derneğimiz de kurucu üyelerinden olduğu Yabancı Ülkelerdeki Fransız Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği - UCCIFE’in 2007 yılında 100. kuruluş yılını kutladığını Başkanı Pierre-Antoine Gailly konuşmasında belirtti.. Bu Birlik, Paris’teki merkezinden Fransa dışında ki 114 Fransız Ticaret ve Sanayi Odasını idare ederek Fransa’nın birinci en büyük ticari ağını teşkil ediyor. 78 ülkede yerleşik olup, bünyesinde 450’si Türkiye’den olmak üzere 25.000 firmayı barındırıyor.
Dernek Başkanımız Eşref Hamamcıoğlu ise “Hergün gerçekleşecek bir olay olmadığında, 125. kuruluş yıldönümümüzü kutlamaktan gurur duymaktayız. Evet, bir zamanlar 30.000 Fransızın yaşadığı bu Osmanlı şehrinde Derneğimizin Fransız ve Türk girişimciler tarafından 1885 yılında kurulmasının üzerinden iki asır geçmiştir” diye hatırlatmıştır.
Ve arkadan Sayın Bakan’a hitap ederek “ Dernek Başkanlığım esnasında Sizi burada iki defa ağırlayabilme şansı ve görevi beni gururlandırmıştır. İlki 2008 yılında Türk Fransız Ticaret Oskarlarını dağıttığımız gece; ve ikincisi bu gece Derneğimizin 125. yıl Gala Gecesidir, (...) bu da geceye ayrı bir önem kazandırmıştır. Ziyaretiniz Türkiye’ye, Türk- Fransız ilişkilerine ve Derneğimize verdiğiniz önemin de bir kanıtıdır.”
Sponsorlara, üyelere ve Derneğimizin işbirliği içinde olduğu çeşitli ortaklarımıza teşekkür ettikten sonra devam eden Başkan: “Umarım birkaç hafta sonra benim görevime seçilerek geçecek olan arkadaşımda Derneğin bana sunduğu ayrıcalığı ve onuru görür ve de 125 yıldır uzun yollar ka eden Derneğin Üyelerine hitap etme şansına erişir. Yani… Bir kere daha... Beni iki senedir Üyeliğiniz, yaptığınız sponsorluklar, fakat en çok da varlığınız ve katılımlarınızla destekleyen Sizlere teşekkür ediyorum. Büyük bir heyecanla Sizlere teşekkürlerimi yineleyip veda ediyorum.”
Sayın Anne-Marie Idrac Fransa ile Türkiye arasında ki ve 2009’da Türkiye’de, Avrupalı ülkelerin yaşattığı krizden daha az şekilde etkilenmiş olan Fransa ile krize meydan okuyarak 10 milyar’a yükseltilen ticari ilişkilerin durumundan mutlu olduğunu, Türkiye’de çok önemli bir rakam olan 300 000 kişiye istihdam yarattıklarını söyledikten sonra, Türkiye ile ticari ilişkilerinden çok memnun olduğunu ve « bir kuruluş yıldönümünün kutlanması aynı zamanda kendini öne atarak, tedarikçi - müşteri ilişkisinden öte, Fransa’nın Türkleri Fransa’da yatırıma özendirmek isteğidir. » Ayrıca fırsattan istifade ederek bir ay sonra İstanbul’da yatırımlar ülkesi Fransa’nın tanıtımı için kurulacak « Invest in France » ajansının duyurusunu da yaptı. (Le Petit Journal)
TURKUAZ gurubunun konseri ile son bulan bu gecede Tüm katılanlara, 125. yıldönümü için Mimar Sinan Üniversitesi – Güzel sanatlar bölümü talebeleri tarafından hazırlanmış olan özel LOGO’nun da tanıtımı yapıldı. Bu bağlamda ayrıca Dernek, logosu seçilen Elif ERGÜR’e AİR France tarafından hazırlanmış İstanbul- Paris gidiş- dönüş uçak bileti ile Paris’te 3 gece otel konaklamasını ödül olarak verdi.
• Türkiye’yi, Türk pazarının cazibesini ve Derneğimizin faaliyet ve hizmetlerini içeren tanıtım filminin ilk ve özel gösterimi katılanların beğenisine sunuldu ;
• Ubifrance ile Derneğimiz arasında müşterek sinerjileri geliştirmek, müşterek ağları canlandırmak, Fransız şirketlerinin Türk pazarındaki girişimlerinde, yerleşmelerinde veya Türkiye’de ki çalışmalarda etkinliğini arttırmak için işbirliği anlaşması imzalandı ;
• CCEF’in Türkiye ayağı, Ubifrance, « Invest in Turkey », DEIK (Türkiye - Dış Ekonomik ilişkiler konseyi) ve Derneğimiz ile müştereken Istanbul’da 14 - 16 Haziran tarihleri arasında yapılacak olan Türk - Fransız forumunun duyurusu yapıldı. Bu B2B forumun hedefi Türk ve Fransız şirketlerinin ticari faaliyetlerini geliştirip kolaylaştırmak yanında yeni projeleri de geliştirmektir. (ticari, teknik, mali ve yenileyebilen…) (Bakınız Sayfa 15 teki makale)
Bu gece aslında ekonomik işbirliğine fazlasıyla hizmet etmiştir. Bu kriz döneminde, ticaretin içinde ki herkesin ve hep beraber geleceği daha iyi karşılamak için kemer sıkmak durumunda kaldıkları bir dönemde bu büyük bir sembol olmuştur.












19.01.2010 : Ramada Plaza’da Üye Tanışma Toplantısı
Derneğimizin Üyeleri ile, iletişim ağını devam ettirmek, iyileştirmek ve geliştirmek için dostluk havası içinde yeni bir seneye başladık. Bu toplantılar, aramızda olan tanımadığımız misafirlerimize, Derneğimize yeni katılmış olan üyelere hitap etmenin en uygun zamanıdır. Üye Tanışma Toplantıları « profesyonel ve sıcak bir ortamda, iyi bir ağın yaratılması ve devam ettirilmesi»’ni sağlamaktadır.
19 Ocak tarihinde Ramada Plaza (Osmanbey) Otelde gerçekleşen ve 2010 yılının ilk « Üye Tanışma Toplantısı »’na yoğun kar yağışına rağmen 50’den fazla Üyemiz katılmıştır. Fransız Konsolosluğu temsilcileri ve Başkonsolos Yardımcısı Sayın Thierry Klockenbring’in de hazır bulunduğu kokteylde, Başkanımız Eşref Hamamcıoğlu geleneksel yeni yıl konuşmasını yaparak iyi dileklerini sunmuştur.
Soğuğa meydan okuyup gelen 10 civarında yeni Üyemiz, geleneklere göre kendilerini tanıtabilme şansını yakaladılar. Misafirlerimiz, ev sahibinin nefis ikramlarından tadarlarken, birbirleriyle sohbet etme imkanı buldular. Ramada Plaza ekibine ve Genel Müdürü Savaş Kutkan’a teşekkürlerimizi sunarız.




İstanbul’da 9.su, 19 Kasım’da İzmir’de 8.si ve 23 Kasım’da Bursa’da ilki gerçekleşen « Beaujolais Nouveau » ve « Primeur Kavaklıdere » gecelerine rekor düzeyde ilgi
Geleneksel « Yeni Beaujolais » gecesinin 9.su, 19 Kasım 2009 Perşembe saat 19:30’da, İstanbul’da Fransız Sarayında , üçüncü kez “Kavaklıdere Primeurs » ile eşleşerek gerçekleşmiştir. İstanbul’daki Türk Fransız iş camiası tarafından hasretle beklenen bu dostane gece, Türkiye’deki Fransa Büyükelçisi Ekselansları Sayın Bernard EMIE’nin himayelerinde, Türkiye’de yerleşik Türk ve Fransız şirketlerinin yöneticilerinin çoğunlukta olduğu, hemen hemen 500 kişiyi biraraya getirmiştir. Ayrıca, Sayın Daniel PARAIRE Nord-Isère Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve Pierre MOSSAZ Lyon Ticaret ve Sanayi Odası Başkan yardımcısının eşlik ettiği ve Derneğimiz ile ortaklaşa organize edilen misyon çerçevesinde İstanbul’da bulunan bu delegasyon da geceye katılmıştır.

Nord-Isère Tic. Ve San. Odası Başkanı Daniel Paraire, Fransa Büyükelçisi Ekselansları Sayın Bernard EMIE, Eşref Hamamcıoğlu, Başkanımız ve Pierre Mossaz, Lyon Tic. ve San. Odası Başkan Yardımcısı

Yaklaşık 500 kişi ile rekor katılım

Gece, resmi olarak Fransa Büyükelçisi tarafından açıldı

Rhônalpine delegasyonundaki fransız girişimciler Dernek Başkanımız ve Müdürümüz ile
Bu fırsattan istifade ederek, geceyi, Fransa Sarayında gerçekleştirmemize olanak sağlayan başta Fransa Büyükelçisi Ekselansları Sayın Bernard EMIE olmak üzere, her zaman yanımızda olan Air France, Sodexo, Kavaklıdere, Altavia gibi sadık iş ortaklarımıza ve de ana sponsorlarımız Groupama, Oyak-Renault, Renault-Mais ve ALD Automotive’e sonsuz teşekkürlerimizi tekrar sunuyoruz.
İzmir’de ki Delegemiz Necdet Kestelli tarafından bir gün sonra organize edilen ve yine “Kavaklıdere Primeur” ile eşleşen ve Konsolos Yardımcısı Sayın Thierry Klockenbring ve İzmir’deki Fransa Fahri Konsolosu Sayın Zeliha Toprak’ın da hazır bulunduğu “İzmir Beaujolais Gecesi” ne ise, 100 kişiden fazla bir katılım oldu. Bu gece de, sadık ortaklarımızın ve özellikle Renault-Mais’in geçen Eylül ayında Bursa’da üretimine başladığı Fluence modelin İstanbul’da sergilendiği gibi İzmir’de de sergilenmesiyle gerçekleşmiştir.

Soldan Sağa: R. Esposito (TFTD Müdürü); Muharrem Toprak (İzmir Milletvekili); Fransa’nın İzmir Fahri Konsolosu Zeliha Toprak; İzmir–Konak eski Belediye Başkanı ; General Marbec (NATO); Prof. Dr. Suat Çağlayan

Soldan Sağa: Fransa’nın İzmir fahri konsolosu Zeliha Toprak; Bayan ve Bay Başkonsolos Yard. Istanbul, Necdet Kestelli, Raphael Esposito (TFTD Müdürü), Muharrem Toprak İzmir Milletvekili; Prof. Dr Suat Çağlayan ve Muzaffer Tunçağ Eski belediye başkanı İzmir–Konak
Hiçbir zaman 2 olmadan 3 olmaz, Konsolos Yardımcısı Sayın Thierry Klockenbring hazır bulunduğu ve gecenin ev sahipliğini yapan Renault Mais ve yeni açtığı şubesi ile Mazars-Denge’nin destekleriyle, Bursa’da ilk kez, 70 kişinin katıldığı “Beaujolais Nouveau & Kavaklıdere Primeur” gecesini organize ettik.
Soldan sağa : Merih Tüzün - Renault Mais, Leon Coşkun - Mazars-Denge (ikisi de Yönetim Kurulu üyesi), Raphael Esposito - Müdürümüz, Nurdan Gürler- Müdür Yardımcımız ve Thierry Klockenbring - Konsolos Yardımcısı
Bu üç gecede de, yeni profesyonel ve dostane ilişkilerin kurulması, mevcut olanların da geliştirilmesi olan hedefimize fazlasıyla ulaşılmıştır. Bütün bu güzellikler Türk Fransız iş camiasının dostluk ve sevgi ile birbirlerine ne denli güç verdiğini, nasıl dayanışma içinde olunduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir. Bu durumdan ancak mutlu olmaktayız.
Hewitt IDE ile Türkiye’de ücret uygulamaları (Kahvaltılı çalışma toplantısı)
10 Kasım tarihinde Derneğimizin üyesi olan şirketlerin, 30 civarında İnsan Kaynakları Müdürü ile Genel Müdür, üyemiz HEWITT IDE’nin danışmanları Sayın Cengiz Gürleyik ve Gökan Özden’ın da hazır bulunduğu Nişantası’ndaki Sofa Hotel’de, büyük bir anket sonrası hazırladıkları ve Türkiye’de ücret uygulamalarının sunumunun yapıldığı kahvaltılı bir toplantıda biraraya geldiler.
HEWITT IDE, insan kaynakları uygulamalarının şirket dışından karşılanması, ücret uygulamaları, rapor ve politika hazırlama konularında uzmanlaşmış Amerikan Hewitt Associates’in ortağıdır (TCM - Total Compensation Measurement).
Derneğimizin Yönetim Kurulu üyesi Eric Badin, yaptığı açılış konuşmasında, Derneğimizin küçük veya büyük üye şirketlerini, üçüncü sene üst üste ülke çapında yapılacak ve HEWITT IDE tarafından gerçekleştirilecek, hepsinin çok ilgisini çeken ücret uygulamaları konusunda geniş bir anket çalışmasına katılmaları için davet ettiğini hatırlattı. Ayrıca Katılımcıları, 2008 den beri yönettiği “İnsan Kaynakları” gurubuna davet etti.
Bu ankete Dernek üyelerinden, mevcut 122 şirketin % 10’unu temsil eden 15 firma katıldı. Sayın Cengiz Gürleyik ve Gökan Özden, KOBİ’leri ve büyük şirketleri ilgilendiren bu ankette uyguladıkları metodolojiyi anlattıktan sonra 2009 için eğilimleri açıkladılar. Buna göre şirketlerin bu konudaki uygulamalarında şirket politikaları yanında pazardaki oluşmuş ücretlere de çok dikkat etmeye başladıklarını belirtti.
Bu araştırmaya göre brüt ücretlerin, şirketlerin pozisyonlarına göre 2010 yılında % 6.6 ila % 7.5 arasında artacağı ortaya çıkmış oldu. 2009’da olduğu gibi krizden dolayı ücret artışı olmayacağını, çünkü enflasyonda büyük düşüş olduğunu düşünenler var. Buna karşılık ücretlerin değişken olan kısımlarında geçen senelere nazaran artış göstermekte. Derneğimiz 2010 yılı Hewitt anketine katılacak firmalara, 2009 yılı raporunu da talep halinde verebilecektir.
Istinye Renault-Mais’te 1 Ekim’de gerçekleşen Üye Tanışma Toplantısı : Türkiye’de Renault’un yeni modeli « Fluence » ile ilk tanışma
Renault-Mais’in Istinye’deki İstanbul Boğaziçi Şube Müdürlüğünde 1 Ekim’de gerçekleşen Senenin İkinci « üye Tanışma Toplantısına » aralarında onur konuğu olarak İstanbul’daki yeni Fransa Başkonsolosu Sayın Hervé MAGRO’nun da bulunduğu, yaklaşık 70 kişi katıldı.



Soldan sağa : R. Esposito, Dernek Müdürü, M. Tüzün, Renault-Mais satış müdürü ve dernek yönetim kurulu üyesi ; İstanbul’daki Fransa Başkonsolosu H. Magro,, E. Hamamcıoğlu, Dernek Başkanı, I. Aybar, Renault-Mais Genel Müdürü, T. Tunalioglu, Oyak Renault.Genel Müdüğü
Hervé Magro, İstanbul’daki Fransa Başkonsolosu
Başkan Eşref HAMAMCIOĞLU, hoşgeldiniz konuşmasında öncelikle Derneğin düzenlediği özü « profesyonel ve dostane bir topluluk içinde ilişkiler ağı kurulması ve yaşatılması » olan Üye Tanışma Toplantılarının esprisini hatırlattıktan sonra başta Renault Mais Genel Müdürü Ibrahim AYBAR (dağıtım) ve Oyak-Renault Genel Müdürü (Üretim) Tarık TUNALIOĞLU olmak üzere tüm Renault ekibine teşekkürlerini sunduktan sonra sözü Sayın Aybar’a verdi. Daha sonra, 3 eylül tarihinde göreve başlayan ve Üyelerimiz ile ilk defa bir araraya gelme fırsatı bulan Fransa Başkonsolosu Sayın Magro’ya Derneğimiz adına başarı dileklerini iletti.

Sayın Başkonsolos, önce Türkiye’ye olan bağlılığını dile getirdikten sonra (Bakınız mektubumuzun eylül 2009 sayısına) Derneğin ve Üyelerinin rolü ve de ekip çalışmasının şirketlerin gelişmelerindeki önemini vurgulayan konuşmasını mükemmel konuştuğu türkçe ve fransızca olarak yaptı.
Sonra da geleneklere uygun olarak yeni üyeler kendilerini tanıttılar ve daha sonra Başkonsolos, Renault’nun Genel Müdürleri ve Dernek Başkanımız, Bursa’da üretimi Eylül ayında başlamış olan 4 kapılı Megane serisinin yerine geçen « Fluence » ‘ın üstünü açarak özel olarak üyelerimizin beğenisine sundular.


Üyelerimiz, gecenin ev sahiplerinin leziz ikramlarını tadarken, bir yandan da Renault’un tüm modellerini inceleme fırsatı buldular. İçi geniş, modern çizgili ve Renault’un amiral gemisi olacak bu yeni modelin fiyatını merak edenler çoğunluktaydı. Bunun cevabını ,ise medya önünde tanıtımı yapıldıktan sonra verilecek.
“Fransız” markası Türkiye de işe yarıyor mu ? (29 eylül 2009 tarihinde gerçekleşen sabah kahvaltılı çalışma toplantısı)
Geçtiğimiz 29 eylül 2009’da 20 kadar üyemiz ile Ramada Plaza (Osmanbey) Otel’de « Türk tüketicisine ulaşmak : “Fransa” markaya değer katıyor mu? » konulu ve EURO RSCG Türkiye’nin CEO’su Levent Erden ve Genel Müdürü Frédéric Ordner tarafından yönetilen bir çalışma toplantısında biraraya geldik.


Reklam ve yönetim danışmanlığı, iletişim ve ürün pazarlama uzmanı EURO RSCG şirketinin CEO’su Levent ERDEN, yaptığı açılış konuşmasında Türkiye’nin ticari bir patlama içinde olduğunu vurguladı. Markalara yatırım yapmak Türkiye’de çok yeni bir yaklaşım. Bu bulgudan yola çıkarak ve de bütün büyük Fransız markalarının piyasada olduğu bilinciyle bakalım bu « Fransız » markası Türk tüketicileri üzerinde nasıl bir tesir yapıyor ? Bu durum fransız şirketleri için iyi bir kozmudur ? Bilanço biraz çelişkili . Fransız usulü lüks eğer bir sağlam değer ve pazarlama açısından müthiş bir koz olarak devam ediyorsa da Fransız « markası» öğle sanıldığı gibi universel değil.
“Fransız” markası sanıldığı gibi universel değil.
Euro RSCG’in Genel Müdürü Frédéric ORDNER, tespitlere dayanarak acaba değişiklik ve kalite getiren fransız markaları için ısrarcı olmak gerekir mi, yoksa tersine zarar mı getirir diye kendi kendine soruyor. Cevaplarda tabii ki pazarlara ve de markaların bulundukları ortam ve hedeflerine göre değişken oluyor. O’na göre, enteresan olan halk tarafından çok iyi bilinen markalar yanında, bu markaların Fransız menşeli olması hiç önemli değil, çünkü marka satıcıları bu menşeinin konmasının şart olmasını talep etmiyorlar. (CARREFOUR, DANONE , PEUGEOT, RENAULT, AXA). Lüks markalara bakıldığında Fransız markası olayı götürüyor olsa bile Frédéric ORDNER’in tavsiyesi bunların ulaşılmaz veya eskimiş gibi görünmesinden kaçınılmasıdır. (bakınız ek 1)
RENAULT MAİS pazarlama müdürü Sylvain COURSİMAULT otomobilde de aynı gelişmeleri teyit ediyor. Bir arabanın « fransız malı » olması bu sektörde hiç bir artı değer kazandırmıyor, çünkü Fransa ürettikleri arabaların kalitesiyle ünlü değil. Bu şekilde bakıldığında alıcıların daha çok Alman markalarına yöneldiğini görürüz. Genel olarak, iyi bir mal her zaman taşıdığı bayrağa rağmen pazarları delebilir. « Fransız malı veya fransız menşeli olması » ise markaların çoğunluğu için olmazsa olmaz değildir... Ancak bazı ülkelerde modayı, dizaynı, parfümeriyi, kozmetiği ve gastronomiyi bunun dışında tutmak gerekir.
« Fransız usulü » lüks her zaman katma değeri yüksektir.
Bazı markalar, belli başlı bazı sektörlerde Fransa’nın dışardaki en büyük elçileri olabiliyor. Lüks eşyada, modada ve yeni eğilimlerde Fransa hala çok önemli bir imza. AIR France’ın satış müdüresi Nedime KONUKSEVER, uluslararası rekabet içinde marka şirketin menşeinden çok daha önemli, ancak fransız ismi ve kullanılan araçlar türk tüketicilerin tercihi olduğunu söylüyor.
Fransa’nın elçilerinden olan AIR France markasında durum böyle ; uzaklaşma ve rüyanın eşdeğeri olarak… (Paris türklerin gitmek istedikleri turistik ilk hedeftir). Ancak Türkiye ile Fransa arasında çıkabilecek krizlerde sistematik olarak ilk boykot edilen şirkettir. LOUIS VUITTON Türkiye’nin müdüresi Şebnem BERKOL YÜCEER, ise tüketicilerin fransız malı lüks eşyaları çok beğendiklerini söylüyor. Fransız lüks malları, kalite ve hakiki oluşları dolayısıyla türklerin ilk tercihi oluyor. Burada « Fransa » markası her yerde olduğu gibi Türkiye’de de çok önemli bir rol oynamakta. Pazarlama açısından bakıldığında Türkiye pazarı çok büyük aşamalar kaydetmekte. Bu patlamadan bazı mallarda Fransız imajını, « french touch » ın getirdiği yenilik ve modernliği kenara atmadan öne çıkararak istifade etmek gerekir.
“Price Waterhouse Coopers” Danışmanlık Hizmetleri Birimi Direktörü Ali Aköz, tarafından « Kurumsal Hazine, Nakit ve İşletme Sermayesi Yönetimi »
16 haziranda 20 civarında Dernek Üyemiz The Marmara Otelinde, PriceWaterhouse Coopers şirketi Danışmanlık Hizmetleri Birimi Direktörü Ali Aköz tarafından yönetilen ve konusu « Kurumsal Hazine, Nakit ve İşletme Sermayesi Yönetimi » olan bir çalışma kahvaltısında biraraya geldiler.
Detaylı olarak :
• Kurumsal hazinenin rolü
• Döviz riski yönetimine genel bakış
• Nakit yönetimi ve hesaplamaları
• İşletme sermayesi yönetimi
• Türkiye’deki “işletme sermayesi” araştırması gibi konular beraberce işlendi.
Küresel kredi sıkışıklığının doğal bir sonucu olarak, hazineden sorumlu şirket çalışanlarının görevleri yeniden ön plana çıkmaya başladı. CFO’lar ve hazineden sorumlu çalışanların nakdi verimli biçimde yönetmeleri ve işletme sermayesini azaltmaları bekleniyor. Ayrıca, kar marjlarını güvence altına alabilmek için de döviz riskini de yönetmeleri gerekiyor.
Ancak, tüm bu engellerin aşılmasında Mali İşler yöneticilerinin kullanabileceği sihirli bir reçete yok. Ancak hazine operasyonlarının daha verimli yönetilmesi bağlamında, kurumsal hazine uygulamalarına ilişkin temel kavramların yeniden ele alınması, hem hazineden sorumlu çalışanlar ve finans uzmanları, hem de finans ile ilişkili olmayan yöneticiler açısından yararlı olacaktır. Sonuç olarak, tüm bu güçlüklerin aşılması gelişmiş bir hazine stratejisi ile entegre süreçlerin varlığına bağlıdır.
Nelerin hatırlanması gerekir ?
Kurumsal Hazine
Kurumsal Hazine birimi, esas olarak, Nakit Yönetimi, Banka İlişkileri, Fonlama ve Yatırımlar, Döviz Riski Yönetimi, Likidite ve Faiz Oranları konularına odaklanır. Kredi sıkışıklığı hazineciler için önemli sorunlar yaratmayı sürdürüyor. Artan döviz riski, kredi riski ve emtia riski ödeme ve tahsilat koşullarını etkiledi. Söz konusu riskler, bir yandan, birçok hazine politikasındaki çatlakları gün ışığına çıkarırken, diğer yandan ise sundukları katma değeri göstermeleri açısından hazineciler için fırsatlar doğuruyor.
Nakit Akışı Tahminleri
Nakit akışı tahmini, bir şirketin finansal likiditesinin belli bir zaman dilimi süresince şekillendirilmesi anlamına gelir. Bir şirketin performansı açısından kar hayati bir gösterge olsa da karın oluşumu her zaman bir şirketin gelişimini ve hatta varlığını sürdürmesini garanti etmez. Tahmin süreçlerinin tasarlanması ve uygulanması basit görünebilir, ancak harcanan kaynak ve çaba ile kıyaslandığında birçok projenin kendi potansiyelinin tamamını karşılayamadığı görülür. İş faaliyetlerinin seviyesinde ya da sektör uygulamalarında görülen değişiklikler nakit akışı açısından ele alınacak bazı konular doğurabilir ve mevcut nakit akışı modellerinde de değişikliklere yol açabilir.
Döviz Riski Yönetimi
Döviz riski, bir şirketin finansal konumunun döviz oranındaki değişikliklerin olası etkisine açık olmasını ifade eder. Bu risk nedeniyle döviz oranlarındaki olumsuz dalgalanmalar bir şirketin finansal konumunu korumak için alınmış tedbirleri azaltabilir. Döviz riskini yönetmek için bir şirketin risk alma kapasitesini belirlemesi ve döviz riskine ilişkin yazılı bir politika oluşturması gerekir. Bu politika, döviz riski yönetim süreci ile ilgili prensip ve hedefleri açıklamalıdır. Tabii ki, tüm bunlar, mucizeler yaratmayacaktır, ancak hem konunun daha şeffaf olmasını hem de hesap verebilirliğin daha açık gerçekleşmesini sağlayacaktır.
İşletme Sermayesi Yönetimi
Birçok şirket kağıt üzerinde karlıdır, fakat ödeme zamanları geldiğinde kısa vadeli borçlarını ödeyemediklerinden faaliyetlerine son vermek zorunda kalırlar. İş dünyasında varlığını sürdürebilmesi için bir şirketin işletme sermayesini başarılı biçimde yönetmesi oldukça önemlidir. Faaliyet gösterdikleri sektöre ve ticari faaliyetlerine bağlı olarak şirketlerin işletme sermayesi gereklilikleri farklılık gösterir. Amaç, “satın alma, satış ve tahsilat süreçlerinin” etkin yönetimi aracılığıyla işletme sermayesini en aza indirmektir.
« Türkiye’de neler oluyor ? 5 sene içinde ne gibi ekonomik ve politik senaryolar yaşanabilir ? » (17 Haziran 2009 konferansı)
17 Haziran’da Tekfen Tower’da bir konferans düzenlendi. Bu organizasyondaki partnerimiz Sanofi-Aventis’in, Tekfen Tower’daki ofisinin toplantı salonunda gerçekleşen konferansın konusu « Türkiye de neler oluyor ? 5 sene içinde ne gibi ekonomik ve politik senaryolar yaşanabilir ? idi.
Başkanımız Eşref HAMAMCIOGLU tarafından yönetilen bu toplantıya 80 civarında türk ve fransız yönetici yanında yabancılar ve de Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Madame Christine MORO ile konunun frankofon uzmanları Bahçeşehir Üniversitesi eski rektörü, Vatan gazetesi yazarı, Anayasa ve Hukuk profesörü Dr. Süheyl BATUM; Bahçeşehir Üniversitesi, Ekonomi Profesörü, Ekonomi ve Sosyal etüdler merkezi müdürü, Referans gazetesi yazarı Prof. Dr. Seyfettin GÜRSEL; ve Ekonomi profesörü, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyelerinden « ekonomi » departmanı başkanı, Birikim mecmuasının yayın gurubu Başkanı Prof. Dr. Ahmet İNSEL,.katıldılar. Fransızca olarak gerçekleşen bu konferansın amacı iş insanlarına, Türkiye’de ekonomik olduğu kadar politik alanlarda da nelerin olmakta olduğunu açıklayıp anlayabilmelerini sağlamaktı : son gelişmeler ışığında Türkiye’nin nasıl derin bir kriz içine girdiğini (2007 – 2008 iç politikadaki, daha sonra 2008 – 2009’daki ekonomik gelişmeler) ve geleceğe bakış için senaryoların hazırlanması. Iki saat süren bu konferans çok ilgi çekici, eğitici, ve de fikir üretici olup, bir kokteyl ile devam etmiştir.
Burada Sizlere konferansın özetini sunuyoruz. Konuşmaların tamamı kaydedilmiş olup, arzu edildiği takdirde Üyelerimiz bizden temin edebilirler
Eşref HAMAMCIOGLU : Türkiye’deki bu günkü politik ortamı bizimşe paylaşabilirmisiniz ? Hükümet ile Silahlı Kuvvetlerin arası hiç bu ksdar kötü olmamıştı. Türkiye’de neler oluyor ?
Suheyl BATUM : Türkiye politik, ekonomik ve kültürel olarak her gün farklılaşan bir ülke görünümünde. Türkiye her zaman hakikaten demokratik kurumları olan bir ülke idi : Bazıları Osmanlılardan, bazıları da Cumhuriyet devrinden kalmış kurumlar. Tabii ki bizim demokratik kurumlarımız var: Anayasa Mahkemesi, Parlamento’nun hukuki kontrol mekanizmaları, Halk tarafından seçilmiş bir parlamento, en önemlisi de seçimlerin kontrolü. Bu farklılık ve maniaların üstünden gelebilmek için Avrupalı ülkelerin kullandığı kanunlar ile demokratik bir anayasanın kurulması gerekir. Ancak günümüzde Türkiye bunu gerçekleştirecek durumda değildir. Çünkü 384 milletvekili bulunan AKP Avrupalılara uygun bir anayasa reformu uygulamayı pek düşünmüyor. 2002’den beri, demokrasi anlayışı ve demokratik değerler hakkında bile bir konsansüs sağlayamıyoruz. Türkiye’de seçimler 1961 yılından beri bir hakim tarafından kontrol edilmekte. Bu hakim sol veya sağcı tüm partilerin uyum gösterdiği seçimleri durdurabilen ve de meclisi feshetme yetkisine sahiptir. Kararsız seçmenlere elektrikli ev aletleri dağıttığı için bu konsey tarafından son seçimler sırasında uyarılan AKP, bu konseyin bu konuda uzman olmadığını açıkladı. Demokratik olan bir ülkede, demokratik kurumlar ile birlikte ordunun da politika içindeki bugün olmadığı gibi, yeri kısıtlı olmalıdır. Ordu’ya demokrasinin kontrolü için hiç bir zaman ihtiyacımız olmamalıdır.
Eşref HAMAMCIOGLU : Uluslararası planda Türkiye’nin komşularıyla ilişkileri nelerdir ? Bu günkü mevcut hükümetle AB’ye giriş daha kolay olmaz mı ? İş dünyası olarak Türkiye ile AB ülkeleri, özellikle de Fransa ile gelişmelerden dolayı çok hassasız. Bu konular hakkında Siz neler düşünüyorsunuz ?
Ahmet INSEL : Türkiye kaynayan bir bölgenin merkezinde bulunmaktadır. Bu bölgede bu güne kadar sosyal bağımlıklıklardan kaynaklanan farklılıklar varken, şimdi bu farklılıklar politik bağımlılıktan kaynaklanmakta. Bu farklılık çok önemli ve en çok da AB’ne yaklaşımda ortaya çıkıyor.Zannediyorum ki AKP AB-Türkiye ilişkilerini « dondurmaya » hazırlanıyor. Dolayısıyla AB’ye katılım süreci ikinci plana itilmekte. AKP şapkayı ortaklarına taktırmak istiyor. Karşı koymasının politik olarak ana nedeni tabii ki Sayın Sarkozy ve de Sayın Merkel’in Türkiye’nin AB’ye girişine sürekli karşıt olmaları. Sanıyorum ki AKP biraz geri çekilmek, ancak tamamende sırtını Avrupadan döndürmek istemiyor. AKP’nin mantığına göre Türkiye’nin AB’ye girişi çok uzun vadeli. Türkiye tabii ki bir gün AB’ye üye olacaktır, ancak AKP bu konudan dolayı çalışmalarının meyvelerini gelecek seçime kadar toplayamayacakları düşündesinde. İşte bu sebepten dolayı iktidar Avrupa ile ilgili ilişkilerinde buzluk dönemi stratejisinden yana. Diğer ülkelerle olan ilişkilerinde ise Türkiye’nin komşuları ile zaten çok fazla ilişkisi yoktu. İyi komşuluklar yaklaşımımızla belki de bu izole durumumuzdan kurtulabileceğiz. Doğu ülkeleri ile ilişkilerimiz mükemmel denecek kadar iyi. Fransa’ya baktığımızda ise , yeni yapılan sondajlar neticesinde Türkiye karşıtlığında azalma görülüyor.
Eşref HAMAMCIOGLU : Türk ekonomisin bu günkü durumu için teşhisiniz nedir ?
Seyfettin GÜRSEL : Biliyoruz ki 2002 ila 2006 arasında % 6 seviyelerinde hızlı bir büyüme yaşadık. Bunlar pembe günlerdi. Bu büyüme hızına bakıldığında bunun tüketim ve özel sektör yatırımlarındaki patlamadan kaynaklandığı anlaşılmakta. Fakat 2006’nın ikinci yarısından itibaren yapısal bir yavaşlamanın başladığı gözlendi. Bu dönemlerde ihracatın yükselişinin ithalatın gelişmesinden çok daha az olduğu da görülmekte. Bu açık, doğrudan yabancı yatırım (IDE) kaynaklarından finanse edildiği için ve de giderek büyüdüğünden büyümenin devamlılığı tehlikedeydi. Mayıs -Haziran 2006 döneminden itibaren Türkiye zor bir büyüme rejimi içine girdi. Kriz ihracatı ( ithalata nazaran daha fazla) sekteye uğrattı ve yeni bir ticari denge oluşturdu Sinai üretim krizden çok daha önce azalmaya başlamıştı. Bu da üretimin bizim ana problemimiz olmadığını ancak sorunu arttırdığını biliyoruz. 2005’te AB üyeliği gözükmüştü. Yabancıların büyük çaplı yatırımlarına rağmen, dış ticaret açığı kapatılamıyordu. Bu açık sürekli büyürken beraberinde Türk Lirasının yapısal olarak güçlenmesini ve oynak kurları getirdi. 2001 den sonra işsizlik azalmaya başladı ancak 2008 den itibaren ibre tekrar terse döndü. Bu arada kadınlarda ekonominin içine dahil olmaya başladılar çünkü kocaları işsiz kalmıştı. 2009 büyük bir ihtimalle % 6 civarında küçüleceğiz ve de kriz sonunda kapımızda 4 milyon işsiz bulacağız.
Eşref HAMAMCIOGLU : Türkiye’de yeniden politik yapılanmayı nasıl görüyorsunuz ? Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz ?
Suheyl BATUM : Ben yeni bir anayasa isteyenlerdenim. Bence AKP yeterince demokratik bir anayasa hazırlayamaz. Örneğin AKP, 2005’te yaptığı değişiklikler arasında yeni bir odiovizuel konsey kurdu. Ancak 9 üyesinden 6’sı AKP’li idi.
Ahmet INSEL : Zannediyorum ki hali hazırda en önemli sorun KIBRIS sorunudur. Müzakerelerin nereye varacağı pek bilinmiyor. İki sene öncesine nazaran daha iyimserim Eğer, Türkiye AB’ye katılacaksa bu tarih 2015 olarak çok erken olur. Mantıklısı 2020 gibidir. Çünkü 2004’ten beri çalışmalarda çok geri kalındı
Seyfettin GURSEL : Türk ekonomisinin ikilemi sürekli açıklarla ( Güney Avrupa ülkelerin modeli) yaşamış olmaktır. Eğer Türkiye AB’ye katılım öngörüsünden uzaklaşacak olursa açıkla yaşamayı unutup asya modeline dönmelidir M.
Seyfettin GURSEL : Le dilemme de l’économie turque est de conserver un déficit du compte courant soutenable (transition douce au modèle d’Europe du Sud). Si la Turquie perd la perspective de l’adhésion, son objectif sera d’annuler le déficit du compte courant (transition brusque au modèle asiatique).
Güney Avrupa Modeli :
-Fazla oynak olmayan bir kur politikası
- Yönetilebilir açıklar (Doğrudan yabancı yatırımlarla finanse edilen)
- Rekabeti arttırıcı reformlar (esnek iş pazarı, eğitim, satış maliyetleri)
- Sosyal politikalar ile beslenmesi kaydıyla askeri giderlerin azaltılması ( barış kuponu)
→ Türkiye’nin AB ülkesi olması şarttır.
Asya Modeli :
- Açıklar kapatılmalı
- Yüksek rekabet gücü
- Kurlarda rekabet (enflasyon oranı nasıl düşük tutulur ?)
- İşçilik maliyetinin azalması (politik baskılar)
- Sosyal politikalar öncelik değildir
- Halktan daha fazla tasarruf (+%2-3)
→ Otokratik bir sistem gerekli
GEFCO Lojistik Türkiye, Genel Müdürü Fulvio Villa tarafından « Kriz sürecinde etkin Lojistik ve Stok Yönetimi »,
29 Mayıs tarihinde, 12 Üyemiz İstanbul – Osmanbey’deki Ramada Otelinde bir kahvaltılı çalışma toplantısında biraraya gelerek Derneğimizin üyesi, GEFCO Lojistik Türkiye Genel Müdürü Fulvio VILLA tarafından yönetilen « Kriz sürecinde etkin Lojistik ve Stok Yönetimi » konusunu işlediler,.
Sayın Villa, aşağıdaki konulara değindi :
• Türkiye de lojistik kavramına genel bir bakış
• Krizin dünya ve türk piyasalarına etkileri ; Türkiye’deki Lojistik ile Avrupada’ki lojistik anlayışları arasındaki farklılıklar.
• İyi yönetilen bir lojistik firmasının bir üretim merkezine veya hizmet firmasına sağlayacağı önemli avantajlar nelerdir ?
• Kriz ortamlarında genel lojistik kavramı içinde iyi bir stok yönetiminin etkileri nelerdir: hangi stok yönetimi uygulanmalı ?
• Lojistiği en optimal şekilde değerlendirmek için hangi göstergelere dikkat edilmeli ?
Nelerin hatırlanması gerekir ?
Türkiye ve Fransa arasında hızlı bir mukayese yapılmalı :
Türkiye’de 2000 km otoyol var. Fransa’da bunun 6 misli. Fransa’da ana yolların toplamı 30 500 km olup bu rakam Türkiye’de 8 000 km’dir. Türkiye’de demiryolları 11 000 km, buna karşılık Fransa’da 32 000 km’dir.
Liman lojistiği :
Türkiye 10 tanesi Marmara denizi bölgesinde mevcut toplam 21 adet büyük limana sahip bir ülke : 2008 yılında 190 milyon ton transit mal hareketi gerçekleştirmiş olup aynı dönemde Rotterdam limanında 420 milyon ton transit mal hareketi yaşanmıştır. Ancak Türkiye’de moda olan ve hareketin % 87’sini (2007 yılı) teşkil eden deniz taşımacılığı (Fret) 2001 yılından beri Konteyner taşımacılığı ile % 20 bir artışla büyük bir yükseliş göstermekte.
Türkiye’nin güçlü noktaları :
47 500 kamyon ile Avrupanın birinci filosuna sahip.
• Türkiye, Avrupa’nın en büyük RO RO filosuna sahip. (kamyon taşıyan gemiler). • 11 senede bu konuda 20 milyar avro yatırım yaptı:
-Limanlara bağlantıyı güçlendirmek için 13 demir yolu projesi
- 15 yol.
- 5 liman .
• Türkiye’nin coğrafi durumu: Avrupa, Asya, Rusya ve Orta Asya ile kesişme noktası .
Kriz deniz nakliyesini çok kötü vurdu :
Shanghai limanı 2009 yılının ilk üçlüğünde geçen yılın aynı dönemine göre % 15 gerileme gördü. Aynı şekilde Rotterdam % 17 ; Barselona %28 .
Dünya taleplerindeki gerilemenin etkileri stok sürelerinin artmasına, mal dönüşümünün azalmasına, ki bunlar stok maliyetlerini arttırdığı gibi, müşteri ve tedarikçilerin de risklerini arttırmaktadır.
Çareler :
a) Tedarik zinciri:
• Envanterle ilgili harcanan zamanla ilgili gelişmeler kaydederek teslim sürelerini azaltmak. Bunlar, rantabiliteyi arttırmak, mal dönüşüm zamanını azaltmak, tedarik zincirinin hızlı, çabuk adapte olan ve reaksiyona hazır bir hale getirilmesini sağlamak
• Tedarik zinciriyle daha yakın ilişkiler içine girmek ve rekabet edebilirliğini arttırmak
• Ortaklarınızın kredibilitelerinden ve de mümkün risklerinden emin olmak,
• Rantabilteyi arttırmak için : yatırımları kısmak ( Antrepo, kamyon, vbb…) ve kendi işinizin içine dönmek b) Antrepo yönetimlerinde pratik çalışmalar :
• Stok alt seviyesini belirlemek
• Teslimatları çoğaltarak stok maliyetlerini azaltmak ;
• Sistemi güncel tutmak kaydıyla gelecek hakkında öngörüleri temin edebilecek yeni bir sistem geliştirerek
• Ortaklarınız esneklikleri ile mali güvenirliliklerinden ve de sizin çabalarınız doğrultusunda çalıştıklarından emin olunması,
Lojistik performansın ana göstergeleri :
Herşeyden önce, firmanın organizasyon şemasının ve alt kurumlarının belirli hedefler doğrultusunda incelenmesi gerekir. Daha sonra en önemli göstergeleri seçmek ve de bilgilerin nasıl elde edileceğini belirlemek gerekir. Organizasyonun her bir alt kurumu için klasik üç göstergenin seçilmesi şarttır.
-Verimlilik
- Faaliyet
- Netice
Bu göstergeler yıllık bazda takip edilmeliler.
28.05.2009 : The Marmara Şişli Otelde Üye Tanışma Toplantısı
28 Mayıs 2009 tarihinde, Şişli’deki The Marmara Otelde senenin birinci tanışma toplantısında 60 Üyemiz biraraya geldi. Başkanımız Eşref HAMAMCIOĞLU’nun hoşgeldiniz konuşmasında hatırlattığı gibi, bu toplantımızda, her zamanki gibi, Derneğimizin profesyonel ve sıcak bir ortamda iyi bir ağın yaratılması ve devam ettirilmesi olan geleneklerine uygun olarak gerçekleşti ve Başkan, The Marmara Şişli ekibine ve de özellikle Genel Müdürü Göksenin KÜRKÇÜ’ye sonsuz teşekkürlerini sundu. Daha sonra da geleneklere uygun olarak yeni üyelere (11 civarında) kendilerini tanıtma imkanı verildi. Ve Dernek Müdürü Raphael ESPOSITO, yaz tatilinden önce gerçekleşecek yoğun toplantı programımızı açıklayarak, Üyelerimizi bu organizasyonlara katılmaya davet etti. Misafirler, ev sahibinin nefis ikramlarından tadarlarken, birbirleriyle sohbet etme imkanı buldular.
« Finansal ve ekonomik kriz: Hırslı, çekici ve rekabetçi kalmak için gereken çareler nelerdir?» konulu Konferans/Panel
Derneğimizin, Türk - Alman Ticaret ve Sanayi Odası ile birlikte, 23 Şubat 2009 tarihinde İstanbul’da organize ettiği
« Finansal ve ekonomik kriz: Hırslı, çekici ve rekabetçi kalmak için gereken çareler nelerdir?» konulu Konferans/Panel
Moderatör : Deniz GÖKÇE, Ekonomist, Bahçeşehir Üniversitesi,
Aslı KARADENİZ, Boyner Büyük Mağazacılık A.Ş. Ceo’su
Nuşin ORAL, Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği Başkanı
Rémy FEKETE, Gide Loyrette Nouel Müşavirlik Hiz. Ltd Şirketi Genel Müdürü Hüseyin GELIS, Siemens Sanayi ve Ticaret A.Ş., Ceo’su
Andreas SCHROETER, WestLB AG Istanbul Şubesi Genel Müdürü’nün
konuşmacı olarak katıldıkları toplantıda, 100 civarında Türk, Fransız ve Alman işadamı biraraya gelme fırsatı buldular.
5 kıtayı birden etkisi altına alan bu yüz yılın küresel krizi, iş dünyasını da tedirgin etti. Uluslararası ekonomik ilişkiler zayıfladı. Bu nedenle, kriz ile daha etkin bir şekilde başa çıkmak için ülkeler arasındaki bağlantıların daha da güçlendirilmesi söz konusu oldu. Geçmişteki acı tecrübeler, açık bir şekilde gösteriyor ki, tek başına alınan çözüm kararları ve bireyselliğe dayanan tutumlar sadece başarısızlık kaynağıdır. Dünya, politikacıların alacağı kararları ve bunların uygulanmasını sabırsızlıkla beklemektedir.
Türkiye’de de küresel durgunluk etkisini gösterdi. Kuşkusuz Türk ekonomisi, geçmişe göre daha dayanıklı olan sağlam finans sektörü sayesinde, krizle baş etmede daha güçlü gözükmektedir. Bununla birlikte, bu kriz 2001 krizinden farklı olarak iç değil, dış nedenlerden kaynaklanmıştır.
Christine Moro, Istanbul Fransa Başkonsolosu,

Teoman Yelkencioğlu, Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı

Eşref Hamamcıoğlu, Türk-Fransız Ticaret Derneği Başkanı.

Andreas SCHROETER: Mali piyasalarda ki genel karışıklık ve bunun neden olduğu istikrarsızlık, bizleri bu kanamayı durdurmak için hızlı karar almaya mecbur etmektedir. Şüphesiz, bu durum ülkelere göre değişebilir. Kimileri tepki verebilme kapasitesine sahip olarak, aynı zamanda diğerlerine göre daha bağımsız hareket edebilmektedirler. Türkiye’ye gelince, 2001 yılında gösterdiği başarılı yöntemlere devam etmeli ve yabancı yatırımcıların güvenini sağlamalıdır. Doğrudan yabancı yatırımlar (IDE), Türk ekonomisinin büyümesinde önemli rol oynamaktadırlar. Maalesef, Türkiye’nin aleyhine olan iki unsurdan söz etmek mümkündür. Sık sık tekrarlanan yerel siyasi huzursuzluklar nedeniyle yabancı yatırımcılar Türkiye’de yatırımdan vazmeçme eğilimindedirler. Sahip olduğu avantajları yeterince sunabilse, bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin aksine uzun süreli yabancı yatırımların tercih ettiği bir ülke olacaktır. Politika ve iş çevreleri, yatırımcı ve tüketicilerin güvenini kazanmak için çok önemlidir. Çeşitli fırsatların Türkiye’deki varlığını tartışmak yerine, bugün krizin önüne geçmek daha acildir.
Hüseyin CELIS : Bu krizin özelliği, ekonomik durumun geçmişteki gibi tersine dönmesi, birkaç hafta içinde refah sürecinden durgunluk dönemine geçmesidir. Ayrıca, krizden etkilenen başlıca ülkeler hala birlikte çalışmaya istekli gözükmemektedirler. Tek başına hareket etmek ise bir hatadır. Siemens şirketi bugunkü durumunda –muhakkak ki tek değildir -Türkiye’de uzun vadeli yatırım stratejisine sahiptir. Türk pazarına yaklaşım hiçbir zaman kolay olmamıştır ve sabır gerektirmektedir. Bu yüzden, Türkiye’ye yatırımların, uzun vadeli bir dinamik çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Türk yetkililer güven ortamınını sürdürmek için çalışmak zorundadırlar. Buna paralel olarak, şirketler yatırım yapmaya devam etmeli ve krizden önceki davranışlanı muhafaza etmelidirler. Genel olarak, kısa vadeli çözümlerin etkinliğinden şüphe edilebilebilir ve acil durumlarda gerekliliğinden söz edilebilir. Ancak yapısal mantık içinde reformların uzun süreli olması gerekir, çünkü bu sistemi tehdit etmektedir. Siemens grubu, inovasyonun, yeni açılımlara dolayısıyla yeni istihdamlara dönüştürülebildiği sürece, krize bir çözüm olacağını düşünüyor. Dolayısı ile Türkiye Yüksek Öğrenime, eğitime, Araştırma ve Geliştirme alanlarına daha fazla yatırım yapmalıdır.
Nuşin ORAL : Türkiye’deki dağıtım sektörü, Avrupa’da ciro açısından ikinci sırada yer almaktadır. Maalesef, bu dağıtım sistemi, Türkiye’de hala var olan kayıt dışı sektör ile rekabet etmektedir. Son yıllarda alışveriş merkezlerindeki hızlı artış ekonomik kriz tarafından durdurulmuştur. Avrupa’nın önde gelen dağıtıcıları, tüketicilerin güven kaybetmeleri nedeniyle satışlarında bir daralma yaşamaktadırlar.
Aslı KARADENİZ : Küresel tüketimin azalması ve bunun doğurduğu sonuçlar; Türk ihracatında özellikle Türk ekonomisinin iki temel sektörünün gerilemesine sebep olmuştur : tekstil ve otomobil. Bu sıkıntı, örneğin, Denizli, Bursa, Gaziantep, Izmit…vb. gibi büyük sanayi şehirlerinde de hissedilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte, ülkenin ekonomik faaliyetindeki daralmanın ölçülmesi krizin hala başlangıç döneminde olmasından dolayı zordur. Bu kriz ortamında hükümetlerin hızlı bir şekilde karar almaları gerekmektedir. Gerçek şu ki « banka mevduatlarının devlet tarafından korunması tüketicilerde bir korku yarattı».
Rémy FEKETE : Krizin sorumluları sadece bankacılar değillerdir. Aynı şey hukukçular içinde geçerlidir. Kanunlar, dolaylı olarak, subprime krizlerini tahrik eden bu aşırılıklara nasıl izin verdiler ? Bu yasal çerçeve ekonominin düzenlenmesi için gereklidir. Türkiye, 2001 krizinin yakıp yıkıcı etkilerini yaşamış olmasına rağmen, yine de hareket etme zamanının geldiğini anlamış gibi gözükmüyor. Yetkililer gerçeği kabul etmeyi reddediyorlar. Yasal çerçevede ise hiçbir reform taahhüt edilmemiştir. Öte yandan, Türkiye uluslararası ortaklarına sıkı sıkıya bağımlıdır (dış ticaret açığı, ithal enerji ihtiyacı, yabancı yatırım ihtiyaçları gibi). Ülkenin ekonomik kalkınması için, kurumlarını geliştirmek, yatırım prosedürlerinin basitleştirilmesini sağlamak, yasal çerçevelerin genişletilmesi ve enerji sektöründe reformları geliştirmek için çalışmalıdır.
Deniz GOKCE : Bütün Konuşmacılar, krizin çıkış merkezi olarak güvenden bahsetmektedir. Ekonomik istikrarı yeniden yakalayabilmek için bu duygunun iyi bir şekilde idrak edilmesi gerekir. Türk yetkililer, vatandaşlarının güvenini tekrardan kazanmak için ve yeni yabancı yatırımcıları Türkiye’ye çekebilmek için reformları hızlandırmalıdır.

Rémy FEKETE : Kamu-özel sektör ortaklıkları alt yapı açısından artan ve büyüyen talep konusunda yetersizdir : demiryolları ya da karayolları gibi.. Oysa devlet, bunları yapacak güce sahip değildir. Özellikle yönetmelik ve idari sorunlar sebebiyle, hızlı tren gibi projelerde ertelenmiştir.
Aslı KARADENİZ : Türkiyenin nüfusu gençtir. Bu genç nüfus ülke için büyük bir güç göstergesidir. Çünkü yatırımcıların uzun vadeli beklentileri iyimserdir. Yeni ve dinamik pazarlama stratejileri ile pazarlama yöntemleri (müşterek markalar gibi) yaratmak ve bunun için de tüketimdeki düşüşün etkilerini iyi tanımlamak gerekecektir.
Nuşin ORAL : Bugün büyük alışveriş merkezi yöneticileri ve parekendeciler arasındaki anlaşmazlık talep daralmasının bir yansımasıdır.
Andreas SCHROETER: Altını çizmek gerekir ki, değişik ekonomik göstergeler Türkiye’nin doğru yolda olduğunu ortaya koymaktadır. Avrupa Birliği’ne katılım süreci ise, yatırımcıların güvenini pekiştirmektedir.
Toplantıya katılanlardan katkılar
1) Ekonomik göstergelere göre Türkiye hala büyük ticaret açığı veren ve rekabet edebilirliği kalmamış bir ülke. Ayrıca, IMF kredileri kırılganlık işaretidir. Avrupa’da ekonomiler, bankacılık sisteminin hataları nedeniyle durgunluk içindedir.
2) Türkiye’deki siyasi gerginliğin yanı sıra ulusal tasarruflar yatırım ihtiyaçlarının çok altındadır. Türkiye öngörülemeyenler ülkesi olduğu için, yatırımlara el atıp sağlamlaştırmak zorlaşıyor.

Sonuç :
Türkiye, diğer Avrupa ulusları gibi 1929’dan sonra yaşanan ilk büyük ekonomik kriz tarafından etkilenmiştir. Türkiye’deki durgunluğun nedenleri farklıdır. Batı Avrupa ülkeleri, amerikan subprime krizinden dolayı finans sistemleri konusunda ağır bir darbe almıştır. Avrupa pazarları hızlı bir şekilde çökmüş ve Türkiyenin ihracatı da bunun bedelini ağır bir şekilde ödemiştir. Türkiye de ki banka sistemi, öncekine göre daha sağlam ve Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine göre daha güvenilir olduğundan, Türkiye’de ki krizin sorumlusu değildir. Ülke, Avrupalı ortaklarının tüketim talebinin düşmesinden ve kurumsal kredi zorluğuyla karşı karşıya gelmiştir.
Krizin sonuçları, işsizliğin arttığı başlıca endüstri şehirlerinde görülmektedir. Türk tüketicilerin güveni azalmış olup, nihai talebe cevap veren sektörler sıkıntı yaşamaktadır. Yeni ve hızlı gelişmekte olan dağıtım sektörünü buna örnek göstermekle birlikte, genç ve tüketici nüfusu ile türk pazarı hala hala büyük bir gelişme potansiyeli sergilemektedir. Kısaca, bu kriz genelleştirilmiş bir güven problemi değildir. ( sisteme güven, politikaya güven, vb..)
Bu kriz, Türk ekonomisinin zayıflıklarını da ortaya çıkarmıştır. Aciliyete rağmen kurumlar harekete geçmiş gibi gözükmüyorlar. Ülke, yasal planlamada reforma ihtiyaç duymaktadır. Türkiye, politik ve endüstriyel yapılanmada az müdahaleci bir devlet olma paradoksu ile birlikte yatırımcıları şaşırtacak ve durduracak kapasiteye sahiptir. Türkiye’nin yatırımlara ihtiyacı bunları finanse etme gücünün üstündedir
Bu sebeple, güven atmosferini geliştirerek, yabancı yatırımcılara kendini açmalıdır. Devlet bütün yatırım ihtiyaçlarına cevap veremeyeceği için, iyi bir siyasi istikrar, yasal çerçeveyi güçlendirme, kayıtdışı ekonomiye karşı mücadele ile yerli, özel yabancı yatırımları destekleyebilir.
Türkiye bankacılık sektöründeki reformlarıyla ilerleme kaydetmiştir. Bu da gösteriyor ki kendi yeteneği ve çalışmaları ile başarıya ulaşmıştır. Ülke bu yolda devam etmelidir. Türkiye’de artan yabancı yatırımlar, bu konuda ki ilerlemelerin altını çizmektedir. Kriz çıkış olasılıkları şüphelidir. Inovasyon geliştirmek ve yeni açılımlar oluşturmak gerekmekte ve aynı zamanda, ülke eğitime, Araştırma ve Geliştirme alanlarına daha fazla yatırım yapmalıdır. Enerji sektörü de yeniden yapılandırılmaya ihtiyacı olanlar arasındadır.
Özetle, Devlet reformlarını arttırmaya ve geliştirmeye devam ederek yatırımları desteklemelidir. İş dünyasında güven atmosferini geliştirme politikasıdır.
25-11-2008 : Fransız Ticaret Odası Oskarları ... Fransa'nın Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı ile Türkiye'nin Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı'nın yüksek huzurlarında : Türkiye ve Fransa arasındaki canlı ekonomik ilişkiler ödüllendiriliyor
Fransa’nın Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Anne-Marie IDRAC ve Türkiye’nin Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kürşad TÜZMEN’in yüksek huzurlarında
Fransa Büyükelçisi Ekselansları Sayın Bernard EMIE’nin yüksek himayelerinde
Fransa’da başlayacak Türkiye Mevsimi arifesinde (« Turquie et Merveilles » ; Temmuz 2009 – Mart 2010), Türkiye-Fransa arasındaki diyaloğun ve ekonomik ortamın iyileştiği bu süreçte , (geçen seneye göre son 12 ayda, ikili ilişkilerde % 20 artış; toplam 20 milyar $ sermaye ve 70.000 kişiye istihdam sağlayan 300 fransız firma – yabancı yatırımlarda 2.sırada) Derneğimiz, 25 Kasım 2008 tarihinde İstanbul’da, Fransa’nın Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Anne-Marie IDRAC ve Türkiye’nin Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kürşad TÜZMEN’i ağırlamıştır.
Sayın IDRAC, meslektaşı Sayın Kürşad TÜZMEN’in davetlisi olarak, Türk-Fransız Ticari ve Ekonomik karma komitesinin kuruluşu çerçevesinde, 24-26 Kasım tarihleri arasında Türkiye’de resmi ziyarette bulunmaktadır. Bu karma komite, şirketlerin meşguliyet ve kaygılarına yerinde yol göstermek için, iki ülkenin iş çevreleri ile yakınlaşarak düzenli diyaloğu öngörmektedir.

Derneğimiz, 2 Bakanın yüksek huzurlarında ve 300’e yakın türk ve fransız şirket yöneticisinin katıldığı bir prestij yemeğinde, Türkiye ve Fransa arasındaki canlı ekonomik ilişkileri ödüllendirdi :
Türkiye’ye gerçekleştirdiği başarılı ihracatlardan dolayı Dış Ticaret OSCAR’ına layık görülen bir Fransız Firması : GRAVOTECH MARKING. 870 çalışanı ile Bourgogne bölgesinde yerleşik bir KOBI olan GRAVOTECH MARKING izlenebilirlik, işaretlendirme, kalıcı markalama ile eşyaları özelleştirmek gibi mesleki konularda lider bir kuruluştur. Türkiye’de 5 kişilik bir ticari ekip kurduğu için ödüllendirilmiştir.
Fransa’ya gerçekleştirdiği başarılı ihracatlardan dolayı Dış Ticaret OSCAR’ına layık görülen bir Türk Firması : Sabancı’nın bir yan kuruluşu olan TEMSA’ya, 1998 yılından beri, pazarın % 10’unu elinde bulundurduğu Fransa’ya otobüs ve midibüs ihracatında gösterdiği başarısından dolayı. Temsa otobüs ve midibüsleri, Fransa’da 10 senedir Alsace bölgesinden tek satıcı Dietrich Carebus firması tarafından pazarlanmaktadır.
Bir Fransız şirketinin Türkiye’de yatırım yapmak için gösterdiği çabalardan dolayı Yatırım OSCAR’ına layık görülmüştür : GEFCO. PSA firmasının yan kuruluşu olan ve Türkiye’de otomobil sektörü için nakliye ve lojistik konularında faal olan GEFCO, 2002’den beri Türkiye’de olup 170 çalışanı vardır. 2012 yılına kadar Türkiye’de 100 milyon avroluk yatırım yapmayı ve de 2009 yılında 30 kişiye daha iş vermeyi planlamaktadır.
Bir Türk şirketinin Fransa’da yatırım yapmak için gösterdiği çabalardan dolayı Yatırım OSCAR’ına layık görülmüştür : ZORLU. Bu önemli Türk şirketi, gurup olarak 1765 yılında kurulmuş olan ve perde ve tül konularında lider bir kuruluş olan BEL AIR firmasını satın aldığı ve de Fransa’da Vestel marka elektronik eşyaların dağıtımı için kurmuş olduğu firma için bu ödüle layık görülmüştür.
“Senenin girişimcisi” OSCAR’ı : Ethem ÜSTER ailesi. Bu aile giyim sektöründeki çalışmalarına Fransa’da başladı; 2006 yılında Universal Textile Global firmasını Paris’te kurdu ve Jessica Dafer markasını Fransa’da ve yabancı ülkelerde hayata geçirdi. Bu % 87’si Türk sermayeli şirket artık kadınlar için hazır giyim üretiyor ve iki ülkede de ticari faaliyette bulunuyor :
• Fransa’da (60’a yakın çok markalı butik ve Champs-Elysées üzerinde bir show-room ile)
• Türkiye’de (İzmir ve İstanbul da 2 mağazada kendi markasıyla ve de 350 satış noktasıyla)
1885 yılında kurulmuş olan ve ekonominin çeşitli sektörlerinden toplam 450 üyesi ile Derneğimiz, türk ve fransız KOBİ’lerine, yeni pazarlara girmeleri ve uzun vadeli yatırımlar yapmaları için yardım etmek görevini üstlenmiştir. Böylece, fransız KOBİ’lerine, Fransız Ticaret ve Sanayi Odaları ile işbirliği içerisinde, Türkiye’de yeni olanaklar keşfetmeleri, yeni projeler geliştirmeleri, ortaklık imkanları ve uzun süreli iş bağlantıları kurmaları için çok çeşitli misyonlar sunmaktadır. Bunun yanısıra, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası ve Ege Bölgesi Sanayi Odası ile ortaklaşa, Fransa ile stratejik işbirlikleri konferansları düzenleyerek, türk firmalarına yeni pazarlara girmeleri ve Fransa’da yatırım yapmaları için destek olmaktadır.
Üyelerinin hizmetinde bir öneri gücü olarak, onların sözcüsü olmak, ikili görüşmeleri ve istişareyi teşvik etmek ve aynı zamanda onları öne çıkarmak Türk Fransız Ticaret Derneğinin ana rolüdür. Türk Fransız Ticaret Derneği işte bu anlayış ve yaklaşım içinde Türk – Fransız Ticaret Oscar’larını hazırlayıp gerçekleştirmiştir.

Soldan sağa : Yönetim Kurulu Başkanımız Eşref Hamamcıoğlu, Sayın Idrac, Sayın Üster (« Senenin girişimcisi » Oskar’ı ), Sayın Tüzmen ve Başkan Yardımcımız Gilles Coccoli

2 Bakanın huzurlarında gerçekleşen geceye 300 civarında davetli katılmıştır

Başkanımız Eşref Hamamcıoğlu’nun konuşması

Soldan sağa : Gilles Coccoli, Accor Services Genel Müdürü, Sayın Murat Yalçıntaş, ITO Başkanı, Selim Kara, Zorlu firması, Uluslararası ilişkiler Müdürü (Fransa’da yatırım Oskar’ı) Gérard Lanfrey, Air France Genel Müdürü ve Kerim Alain Bertrand, gecenin sunucusu
12.11.2008 : HEWITT IDE ile Türkiye’de ücret uygulamaları
Geçtiğimiz 12 Kasım tarihinde, Accor Services, Alstom, Air France, Decathlon, Société Générale, Sodexo, Total gibi Derneğimize üye şirketlerin İnsan Kaynakları Müdürleri, The Marmara Pera Otelinde bir sabah kahvaltısında, Dernek üyesi HEWITT IDE şirketi müdürü Cengiz Gürleyik ve danışmanları Gökan Özden ile biraraya gelerek, aynı firma tarafından gerçekleştirilmiş olan önemli bir ulusal anket neticesinde hazırladıkları « Türkiye’de ki ücret uygulamaları” konusunda bir sunumu izlediler.
HEWITT IDE firması, Türkiye’ye yeni yerleşmiş olan Amerikan Hewitt Associates firmasının ortağı olup, danışmanlık olarak firmaların insan kaynakları işlemlerinin artık firma dışında çözümlenmesi konusunda ve de ücret politikaları ve uygulamalarının raporlanması konusunda uzmanlaşmıştır. (TCM - Total Compensation Measurement).
Derneğimizin Yönetim Kurulu üyesi Eric Badin, toplantının açılış konuşmasında, ülke çapında ve ücret uygulamaları konusunda HEWITT IDE tarafından yapılan bir ankete katılmaları için üyelerimize çağrı yaptığımızı hatırlattı. Ayrıca salonda bulunan misafirleri, geçen sene kurulduğundan beri başında bulunduğu “insan kaynakları” münazara gurubunun çalışmalarına katılmaya davet etti.


18.11.2008 : PriceWaterhouseCoopers ile “Kredi Krizi – Suistimal riski üzerindeki etkileri”
18 Kasım 2008 tarihinde, Sofa Otel’de, PriceWaterhouseCoopers. Firması Kriz Yönetimi Departmanı Direktörü Sayın Wayne Anthony ile gerçekleştirilen “ Kredi Krizi – Suistimal riski üzerindeki etkileri ” konulu kahvaltılı konferansa, Dernek üyelerinden 20 civarında Genel Müdür ve Finans Müdürü katılmıştır.


Fransa pazarına girebilmek : Hangi strateji, hangi pazarlama, hangi ticari politikalarla ? (Almanya ile mukayeseler)
9, 11 ve 12 Eylül tarihlerinde (ITO & İSO) İstanbul Sanayi Odası, İstanbul Ticaret Odası , (EBSO) Ege Bölgesi Sanayi Odası ile Türk Fransız Ticaret Derneğinin müştereken düzenlemiş oldukları mukayeseli konferanslarda hazır bulunan 120 girişimci Türk, Batı Avrupanın en büyük iki pazarı olan (25.000 € ‘luk alım gücüne sahip 64,4 ve 82,4 milyon tüketici ile) Fransa ve Alman pazarlarında ki benzer noktaları ile özellikle de aralarında mevcut büyük farklılıkları keşfedebilmişlerdir.


ISI Genel Müdürü ve Derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi Kerim Alain BERTRAND tarafından yönetilen ve 17 Temmuz’da gerçekleşen « Yönetim, Şirket Kültürü ve Sosyal İlişkiler » konulu bir yuvarlak masa toplantısı, Türkiye’de bir seminer için bulunan « réflexion Societhics » Derneğine üye Fransız şirketlerinin İK müdürleri ile 20 kadar üyeyi bir araya getirdi. Bel Karper Genel Müdür’ü Paul ALBERGE, Şişecam’ın eski İK Müdürü, şimdi Başkan danışmanı Oktay ORMANCIOĞLU, Adecco (Bell Holding)’ın Genel Müdür’ü Livio MANZINI ve CarrefourSA’nın Genel Müdür’ü Guillaume VICAIRE den oluşan konuşmacılar Türkiye’de ki İnsan Kaynakları konusunu irdelediler.


Soldan sağa Livio Manzini, Paul Alberge, Kerim Alain Bertrand, Oktay Ormancıoğlu ve Guillaume Vicaire
Sayın Süreyya Serdengeçti 14 mart 2006 ‘da Türkiye Merkez Bankasının başında geçirdiği 5 yıllık görevini tamamladı. Şimdi TOBB ETÜ ekonomi Üniversitesinde profesör olarak çalışıyor. Göreve Türkiye’yi çok güçsüz ve çaresiz bir durumda bırakan krizin hemen arkasından 14 mart 2001 de başlamıştı. Çok kararlı bir politika ve benzeri görülmemiş bir mali disiplin getirerek Türk ekonomisinin yeniden düzelmesine katkıda bulunmuştur.


İngiltere Kraliçesinin Türkiye’yi ziyaretinden dolayı oluşmuş olan büyük trafik yoğunluğuna rağmen, 80’den fazla misafir 15 Mayıs 2008 tarihinde Beşiktaş’ta ki Conrad Otelde senenin ikinci tanışma toplantısında biraraya geldiler.


Genel Kurul Toplantımız 24 Mart tarihinde 74 üyenin iştiraki ile gerçekleşmiştir. Eski Yönetim Kurulu, görevli oldukları 2006-2007 dönemi faaliyetlerinden dolayı oy birliği ile ibra edildikten sonra Dernek kaydiye ve yıllık aidat ücretlerinin arttırılmasına ve YTL olarak tespit edilmesine oy birliği ile karar verildi. Gündem gereği seçimlere geçildi ve iki sene görev yapacak yeni Yönetim Kurulunu seçti. 2 Nisan 2008 tarihinde toplanan yeni Yönetim Kurulu görev dağılımını gerçekleştirdi. Eşref HAMAMCIOĞLU (2006-2008 döneminde Başkan Yardımcısı olan) oy birliği ile Yönetim Kurulu Başkanı seçilerek görevi Yves-Marie LAOUENAN’dan devraldı.


Geçtiğimiz 4 mart tarihinde, bir çok karar verici, sorumlu, hukukçu ve de derneğimizin üyesi şirketlerin mali işler müdürleri Mövenpick Otelinde kahvaltı sırasında biraraya gelerek PriceWaterhouseCoopers ortak ve denetçisi Adnan Akın ile “TÜRK İŞ DÜNYASININ DEĞİŞEN KURALLARI : YENİ TRANSFER FİYATLANDIRMASI UYGULAMASI” konusunu tartıştılar. / Toplantı PriceWaterhouseCoopers firmasının vergi ve hukuk departmanın yönetici ve ortakları olan Sayın Bilgütay Yaşar ve Sayın Canan Aladağ tarafından yönetildi.


Fransa Dış Ticaret Bakanı Sayın Hervé NOVELLI, 17-20 Şubat tarihleri arasında Türkiye’nin dinamik şehirlerinden İstanbul, Ankara ve Mersin’i ziyaret etmiştir. Eğitim, araştırma, yenilik ve yatırım konularında, Türkiye ile Fransa arasındaki ticari ilişkileri geliştirmek amacı ile gerçekleştirdiği bu ziyaretlerde, kendisine 41 şirketin temsilcilerinden oluşan bir delegasyon da eşlik etmiştir (bu 41 şirketin 17’si Türk pazarının yeni ticari oluşumlarının keşfedilmesine yönelik bir program kapsamında, başta Ankara, ardından da Gaziantep, Mersin ve Adana şehirlerini ziyaret eden KOBI’lerden oluşmuştur). Sayın Hervé NOVELLI ayrıca, Türkiye’nin hem yakın bir pazar konumunda olması hem de güçlü büyüme kaydeden bir ülke olma avantajlarına sahip olması sebebiyle, Fransız Şirketlerini, Türkiye’de iş geliştirmeye teşvik etmek istemektedir. Hervé NOVELLI 18 Şubat Pazartesi günü saat 12.30’da Ortaköy Feriye Lokantasında gerçekleşen ve Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Ekselansları Sayın Bernard EMIE’nin de katıldığı Derneğimizin söyleşili öğle yemeğinde, Türk Fransız iş camiasına hitap etti. 120 senedir, Türkiye ve Fransa arasındaki ikili ticari ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunmayı ve, Türk ve Fransız şirketlerine her iki pazarda eşlik etmeyi amaç edinmiş Derneğimizin bu yemeğine, 150’nin üzerinde Fransız ve Türk şirket yöneticisi yoğun kar yağışına rağmen katılmıştır.



